seslisozluk

  İngilizce-Türkçe-Almanca sözlük

Lütfen bir kelime girip 'Enter' a yada Ara tuşuna basınız. Ana Sayfa | Kayıt | Giriş yap | Turkish/Türkisch/Türkçe English/Englisch/ingilizce Deutsch/German/Almanca
  Mobile sozluk Cep-Sözlük | Sözlük-Forum | Araçlar yeni | Hakkımızda | Erişim | SSS | Linkler | Şifremi unuttum  | Sözlüğe Kelime Ekle 
 En son aradıklarınız
 Başkaları ne arıyor     * 
contrast, congtuent, calculated, throut, fair, delinquent, liver, manifatture, assert, preprinted, paid, blush, hiçbir zaman, ayak ayak üstüne atmak, enthusiast, fluorescence, amount, ile, regulation, başbakan,

Seslisozluk.com : "Bilgilerini paylaşan kullanıcıların kurduğu online sözlük"

Seslisozluk.com un hedefi kullanıcıların dil bigilerini paylaşacağı bir ortam sağlamaktır. Sözlüğe katkıda bulunarak bilginizi tüm dünya ile paylaşabilirsiniz. Sözlükte arama yapmanın yanında, kullanıcılara birçok dünya dilinde soru sorabilir ve soruları cevaplayabilirsiniz. Yabancı dil seviyenizi geliştirmek için Sözlük tesi ve Hafıza teslerinden faydalanabilirsiniz.
 Turkish/Türkisch/Türkçe Türkçe Anlamı
Sesli dinlemek için giriş yapınız
1. Elde bulundurmak, ele almak:"Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu."- Ö. Seyfettin. Ele geçirmek, yakalamak:"Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı."- Ö. Seyfettin. Avlamak:"Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz."- R. H. Karay. Anlamak, farkına varmak. Yanında bulundurmak, alıkoymak. Hürriyetinden mahrum edip bir yere kapamak, tevkif etmek:"Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir."- S. F. Abasıyanık. Kaplamak:"Tabanı otuz, otuz beş metre kadar tutan bir eşkenar üçgen biçimindedir."- T. Buğra. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak:"Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları."- S. F. Abasıyanık. Denetimi ve yetkisi altına almak. Desteklemek, birinden yana çıkmak. Benimsemek, beğenmek:"Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır."- T. Buğra. Gereğini yapmak, yerine getirmek. Uygun gelmek, çelişmez olmak:"Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu."- R. N. Güntekin. Hizmetine almak veya kiralamak:"Burada bir kat tuttum. Yazı geçireceğim."- P. Safa. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek. Girişmek, yapmak:"Askerden sonra ne iş tutacağını bilmemek kahrediyordu Yusuf'u."- S. F. Abasıyanık. Kocası olmak. Dokunmak. Beddua etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek:"Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak."- M. Ş. Esendal. Ağrımak, sancımak, musallat olmak:"... poker oynanıyor. Yenilirse kızıyor. Başı tutuyor, komşu doktorun hizmetçisini çağırıp çenesini ovduruyor."- M. Ş. Esendal. Ulaşmak, varmak:"Hayvanlar, Bağdat caddesini tutmuş, çalakamçı ilerliyor."- S. M. Alus. Para toplamı ...-e varmak. Uğramak. Herhangi bir durumda bulundurmak:"Seksen bir yaşında da olsa çalışmak insanı zinde tutuyor."- H. Taner. Var saymak, farz etmek:"Haydi tutalım babasının bir günahı vardı, çekti."- M. Ş. Esendal. Hedef olarak almak. Alacağa veya vereceğe saymak. Yaklaştırmak:"Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar."- A. Ş. Hisar. Edinmek, peyda etmek. Kullanmak. Bağlamak:"Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım."- B. S. Erdoğan. Başlamak. Beklenen sonucu vermek:"Toprağa atılan her tohum bir ümittir. Tohum ya tutar ya tutmaz. Ya yeşerir ya yeşermez."- Ş. Rado. İş görebilmek:"Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona."- T. Buğra. Sürmek, zaman almak. Kayıt, zabıt, not kelimelerine "etmek" anlamıyla yardımcı fiil olarak katılır. Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak. Giyinmesine yardım etmek:"Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar'ın kolları boynunda kalır."- T. Buğra. Bir cümlede fiilden önce ve fiilin kipinde veya sıfat-fiil durumunda kullanıldığında o fiilin anlattığı işin çok beklenmediği, umulmadığı veya çok uygun düşmediği hâlde yapıldığını anlatır. Sunmak. İşgal etmek. İzlemek:"Tepeden inince Değirmendere'ye hâkim bir iz tutacaksınız."- R. H. Karay. Alıkoymak. Bırakmamak:"Baba sesini çıkarmadı, hatta öksürüğünü bile galiba tuttu."- P. Safa. Yönelmek:"Oyuncular ağır ağır soyunma odasının yolunu tuttular."- H. Taner. Kaplamak, sarmak, bürümek:"Hey başları duman tutmuş dağlar, hey!"- Halk türküsü. Asılmak, kuvvetlice sarılmak:"Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş."- P. Safa. Bir kimsenin yerini almak:"Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam."- Y. K. Karaosmanoğlu. Otobüs, vapur, uçak vb. dokunmak, hasta etmek. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak. Bir yerde kalmasını sağlamak. Yemek hafifçe yanmak. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek. Biriktirmek, tasarruf etmek:"Sen metelik tutuyorsun gibi geliyor bana. Ay başına kadar bana ödünç versene."- M. Ş. Esendal. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj. Saymak:"Kadınların başında gördüğünüz bürümcükten, iç çamaşırlarından tutunuz da entarilik kaba pamuklulara kadar hepsi Osmanlı malı idi."- F. R. Atay. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, gölgelemek, markaja almak.
 English/Englisch/ingilizce İngilizce Anlamı
Sesli dinlemek için giriş yapınız
1. hold. hold up. get hold of. seize. catch. keep. take. favor. favour. support. stick to. affect. abide by. add up to. bespeak. bind. book. charter. check. choke. choke back. choke down. choke off. claw hold of. clench. clutch. cog. cohere. come to. co.
2. anchor. bind. bite. book. bridle. capture. catch. charter. check. contain. curb. detain. dig. grasp. hire. hold. inhibit. keep. repress. restrain. retain. say. seize. stifle. take. to hold. to stop. to detain. to catch. to seize. to keep. to cover. to take. to take up. to occupy. to hold with sth. to agree with. to approve of. to employ. to engage. to keep sb on. to hire. to rent. to make sick. to amount to. to total. to add up to. marke etmek. to retain.
3. hold, hold up, get hold of, seize, catch, keep, take, favor, favour [Brit.], support, stick to, affect, abide by, add up to, bespeak, bind, book, charter, check, choke, choke back, choke down, choke off, claw hold of, clench, clutch, cog, cohere. play, play on ( ye). guard (dil). remand (hapiste). bate (nefes). be (para). redeem (söz). total, tot up (toplam). "to hold; to stop, to detain; to catch, to seize; to keep; to cover, to take; to take up, to occupy; to hold with sth, to agree with, to approve of; to employ, to engage; to keep sb on; to hire, to rent; to make sick; to amount to, to total, to add up to;" marke etmek.
4. /y/ to hold; to take hold of; to grip; to grab.
5. /y/ to hold back; to restrain.
6. /y/ to hunt: ku? tutmak to hunt birds.
7. /y/ to nab; to arrest (someone).
8. /y/ mil. to capture, occupy (a position).
9. /y/ to grasp, understand (that something is happening).
10. /y/ to reach, come to, arrive at (a place); to make it to (a place).
11. /y/ to detain (someone); to hold (someone) up.
12. /y/ to look after, watch over (someone).
13. /y, da/ to keep (someone, something) in (a place); to maintain (something) (at a certain level).
14. /y/ (for something) to take up (so much space).
15. /y/ (for writing) to cover (a place).
16. /y/ (for fog, etc.) to cover, envelop (a place).
17. /y/ (for a sound) to fill (a place).
18. /y/ to reserve (a place).
19. /y/ (for snow) to stick to; (for ice) to form in: Sokaklar buz tuttu. The streets have gotten icy.
20. /y/ (for cloth) to show (a stain, dust, etc.).
21. /y/ to patrol; to mount guard over or guard (a place); to man.
22. /y/ to back, support.
23. /y/ to approve of, like.
24. (for something) to be accepted, win general approval.
25. /y/ to keep (one´s promise, one´s word).
26. /y/ (for one thing) to accord with, be consistent with, jibe with, agree with.
27. /y/ to rent, Brit. hire.
28. /y/ to hire, take on, employ.
29. /y/ to take up, embark on (a job).
30. /y/ to have (a steady job).
31. /y/ (for a man) to be married to.
32. /y/ (for something) to make (someone) feel sick at his stomach; to give (someone) a headache.
33. (for someone´s curse) to be realized, come true, come to pass.
34. /y/ to be seized with (the hiccups, fit of coughing, etc.): O syrada onu öyle bir gülme krizi tuttu ki odadan çykmak zorunda kaldy. At that point she got the giggles so bad that she had to leave the room.
35. (for a pain, cough, etc.) to begin again; (for a condition) to crop up again: Of, gene sancym tuttu. Ouf! My pain´s started up again. Remzi´nin inatçyly?y tuttu. Remzi´s stubborn streak is showing again. Pakize´nin babalary tutmu? galiba. Pakize appears to be having a nervous seizure.
36. (for someone) to get (malaria): Dursun´u sytma tutmu?. I hear Dursun´s got malaria.
37. /y/ to do (something) (in a certain way): Bu i?i hyzly tutalym. Let´s get this job done quickly./Let´s do this job quickly.
38. /y/ to make (something) (in a certain way): Bu binayy mümkün oldu?u kadar geni? tutmak istiyoruz. We want to make this building as wide as possible.
39. /y/ (for something) to total, come to a total of, come to, amount to, add up to.
40. /y/ (for a place) to be open to, be exposed to, be unprotected from (the wind).
41. /y/ to keep (something) (in a certain state): Odany temiz tut! Keep your room clean! Ba?yny dik tut! Hold your head up straight!.
42. /y, a/ to throw (something) at; to fire (something) at; to shower (something) upon: ?ehri topa tuttular. They mounted an artillery assault on the city. Gelini hediye ya?muruna tuttular. They showered the bride with gifts.
43. /y, a/ to add (a sum) to (an amount owed).
44. /y, a/ to hold (something) over, close to, near, or up to: O diayy y?y?a tut. Hold that slide to the light.
45. /y/ to gain (weight), put on (weight): Bu et tutmamy? davary satalym. Let´s sell these skinny cows.
46. /y/ to use (a razor); to wear (a yashmak).
47. /y/ (for milk) to form (cream): Süt kaymak tuttu. The milk´s creamed.
48. /y/ (for an amount of time) to pass (while going from one place to another): Yzmir´le Bodrum arasy alty saat tutar. It takes six hours to drive from Yzmir to Bodrum.
49. to take it into one´s head to, decide suddenly to, up and (do something): ?imdi de Ankara´ya gidece?i tuttu. Now he´s taken it into his head to go to Ankara. Sonunda tuttu bütün malyny mülkünü ?ebnem´in üstüne yapty. In the end he upped and made everything he owned over to ?ebnem. Arada syrada tutar bizi balyk yemeye götürür. Every once in a while he´ll up and take us out to eat fish.
50. /y, a/ to serve, offer (a guest) (something to eat or drink): ?ennur, kuzum, misafirimize ?eker. hold. grasp. hold.
51. apprehend. hold. to come to. to hold. to catch. to take hold of. to grip. to grab. to hold back. to restrain. to nab. to arrest sb. mil to capture. to occupy a position. to detain sb. to keep sb / sth. to maintain sth at a certain level. to take up so.
 Deutsch/German/Almanca Almanca Anlamı
1. festhalten. halten. anfassen. anhalten. anpacken. auffangen. aufhalten. besetzen. betragen. einfangen. einnehmen. einstellen. erfassen. ergreifen. erhaschen. erwischen. fangen. fassen. greifen. haschen. innehaben. jdn zu sich nehmen. packen. setzen. sich belaufen. ve. ansehen. stimmen. richtig sein. liegenbleiben.

Start

Bu çeviriyi biliyorsanız:
Lütfen sözlüğe ekleyerek katkıda bulunun

Seslisozluk forumu
Traslations and translators, grammar, education, language clubs articles, letter writing, teaching and learning language, TOEIC TOEFL KPDS, Students abroad

Kelime Hafıza Testi
Sesli sözlükte ne aradığınızı hatırlıyormusunuz? Sözlük hafızanızı test edin. Kelime hafızanızı geliştirin. Test sonunda sözlük hafıza testi karneniz, çeviri raporunuz sunulmaktadır.
Sözlük Testi
Sözcük gücünüzü seslisozluk sözlükte test edin. Sözlükten rastgele hazırlanmış kelimeler ile sözcük dagarcığınızı geliştirin, çeviri gücünüzü arttırın.