| çiçek | floral | en | |||
| çiçek | flower | en | |||
| çiçek | blossom | en | |||
| çiçek | smallpox | en | |||
| çiçek | bloom | en | |||
| çiçek | flowering plant, flower; ornamental plant | en | |||
| çiçek | chem. flowers, (a) sublimate: kükürt çiçeği flowers of sulfur | en | |||
| çiçek | (Konuşma Dili) loose woman, sexually promiscuous woman | en | |||
| çiçek | (Konuşma Dili) charming scoundrel; charming woman who is up to no good | en | |||
| çiçek | Bir bitkinin, üreme organlarını taşıyan çoğu güzel kokulu, renkli bölümü. Çiçek açan kır veya bahçe bitkisi:"Evin ufak çiçekler ve bitkilerle süslü bahçesine çıktım."- R. H. Karay | tr | |||
| çiçek | Davranışları hafif, toplum kurallarına uymayan kimse. İrinli kabarcıklar dökerek yüzde izler bırakan ateşli, ağır ve bulaşıcı bir hastalık | tr | |||
| çiçek | Süblimleşme veya çiçeksime yoluyla elde edilen toz | tr | |||