| ZEVK | Boş vakit geçirmek. Eğlenmek | tr |
| ZEVK | Alay etmek. Güzeli çirkinden ayırma kabiliyeti.(Hayatın zevkini ve lezzetini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve ferâizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz... S.) | tr |
| ZEVK | Lezzet alma, hoşa gitme, tatma | tr |
| ZEVK | Hoş, hoşa giden. Mânevi haz | tr |
| Zevk | selvet | tr |
| zevk | Güzeli çirkinden ayırt etme yetisi, beğeni | tr |
| zevk | Hoşa giden ve eğlendiren şey | tr |
| zevk | Tat, lezzet | tr |
| zevk | Hoşa giden veya çekici bir şeyin elde edilmesinden, düşünülmesinden doğan hoş duygu, haz | tr |
| zevk | Beğeni | tr |
| zevk | Tat, lezzet:"Batı edebiyatında şarap içmekten onun zevkinden hiç bahsedilmez."- B. Felek | tr |
| zevk | Hoşa giden veya çekici bir şeyin elde edilmesinden, düşünülmesinden doğan hoş duygu, haz:"İçtik bu nadir içkiyi yıllarca kanmadık / Bir böyle zevke tek bir ömür yetmiyor yazık."- Y. K. Beyatlı | tr |
| zevk | Hoşa giden ve eğlendiren şey:"Su gibi para harcıyor, zevkine zevk, rahatına rahat katıyor."- N. Cumalı | tr |
| zevk | Eğlence | tr |